Posta Poetika
Ekim 2025
Ekim 2025’i hiç unutmayacağım.
Bende iş güç devam. İrlandalı yazar Paul Lynch (2023 Booker ödüllü Peygamberin Şarkısı) ile yaptığım söyleşinin çevirisini bitirdim, K24’e gönderdim. Onlar yayımlayınca sizlerle de paylaşacağım.
Roman bu ay zor gitti ama iyi böyle, bazen zor gitmesi lazım.
Sevdiğim bir tiyatro yazarı ve yönetmeni birlikte metin yazmak için görüşmek istedi. Sevindim.
Deniz (Şahin) 2026 başında yayımlanacak yeni kitabın eskizlerini bitirdi, bir dans koreografisi gibi dizmiş karakterleri, üzerinde editörümüz Keriman’la (Güldiken) çalışmaya başladık.
Turkuaz Sahaf’a gönderdiğim kitapların karşılığında bir önceki mektupta bahsettiğim Osmanlıca haritayı alamadım, satılmış, yerine YKY’nın iki koca ciltte topladığı Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi’ni kaptım.
Dil dersleri ve sanat teori dersleri devam.
Ankara’ya TED Koleji Edebiyat Günleri’ne gittim, gençlerle Hoyrat ve yazmak üzerine sohbet ettik, güzeldi.
Düzenli spor yapan bir insanım ama yenilik olarak ağırlık çalışmaya başladım, kuvvet antrenmanı. Apayrı bir jargon, apayrı bir ortam. Ne çok güldüğümü tahmin edin.
Vasat Şeyler Atlası (Atlas of Averages)
Dünyadaki ve memleketteki vasatlık beni düşündürüyor, güldürüyor, yer yer çok rahatsız ediyor. O sebeple kendim için bir Vasat Şeyler Atlası derlemeye karar verdim. Hepsi kendi tecrübemden.
Bir adamla bir yazımla alakalı email değiş tokuşundayım. Ciddi, iş yani. Bir bakıyorum adam emaillarının sonunda adını değil adının baş harfini yazıyor.
Zırt.
Bir Proust romanı içinde değiliz, birbirimize mektup yazmıyoruz, sevgili değiliz, ne bileyim karşı karşıya gelmişliğimiz bile yok ama adam emailini isminin baş harfiyle imzalıyor.
Müthiş bir fırsat. Sözlüğün ilk maddesi hazır:
Emaillarını isminin baş harfi ve yanında bir noktayla imzalayan adamlar
Beni ben yapanlardan J.D. Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar’ının (The Catcher in the Rye)’da protagonist Holden Caulfield hikâyesini şöyle bitirir:
Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.
Vasat Şeyler Atlası benim için Holden’ın bu iki cümlesi olacak. Sayesinde Holden gibi bütün vasatları “özlemeye başlayacağım sonra.”
Kurmaca: Ekimde Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Şebbaz’ı gördüm. Oyunda Karagöz Hacivat geleneğinden bugüne kurulan bağı, yazarın hayal gücünü, dil ustalığını, Fatih Koyunoğlu’nun oyunculuğundaki sahiciliği çok sevdim. Ahmet Sami Özbudak takip ettiğim bir tiyatro yazarı/yönetmeni. Geçen sene Tebdil’inden çokça bahsetmiştim, hatırlarsanız.
Kerem Kurdoğlu’nun yazdığı, Mehmet Birkiye’nin yönettiği Sesler’e gittim. Fikri sevdim, metin daha uzun olsa fikir kendini daha iyi gösterirmiş. Tek kişilik bir oyun, Salih Bademci oynuyor.
Beyoğlu’nda İstos Yayınları’nda Serdar Korucu’nun 6-7 Eylül’ü konu alan kitabı Akşam İstanbul’da Çok Fena Şeyler Oldu sohbetine katıldım. Kitabı henüz okumadım, hayatta kalmış son tanıkların anlatılarını merak ediyorum.
Kemal Varol’un son romanı Onu Sevdiğim Zamanlar’ını okudum. Çok beğendim. Romandan bazı alıntılar aşağıda:
Çok sonra anladım: Bazı aşklar unutarak değil, hatırlayarak biterdi belki de. (s. 282)
Çünkü hiçbir roman bütünüyle gerçeğe yaslanmazdı. Bir romanın böyle bir derdi olmazdı. Allah, yeryüzüne gönderdiği yalnız ve biçare kullarına, bu dar-ı dünyaya katlanma gücü versin diye kimine hayal gücü vermişti. Başka bir hayatın da olabileceği, bir yerlerde başka bir ömrün sürdüğü fikriyle avunsunlar diye... (s. 144)
Bazı kelimeleri kalp kadar kulak da kabul etmeliydi. Yarpuz deyince aklıma hep karpuz düşüyordu. Pung demekse bana hâlâ daha büyülü geliyordu. (s. 134)
Önce gelen, sonra geleni istemiyordu. Aşk ve ayrılıkta da farklı değildi bu. Hem kişisel hem ulusal tarihlerimiz sonradan gelenlerin ve geç kalmışların zalimlikleriyle doluydu. (s. 207)
Beckett külliyatını yeniden okumaya başlamışken araya David Szalay’un Booker Kısa Liste’deki Flesh’i girdi, romanı İngilizceden okudum, henüz Türkçe çevirisi çıkmamış.
Sadece yazarı David Szalay’unkini değil “daimon”ların dehasını bedenlemiş -ismiyle de müsemma- Flesh’te dil oyunu yok, psikanaliz yok, Lacan alt yazısı yok, insanı lineerliğe indirgeme yok, yapış yapış bir keder yok, her şeyi anlatma yok.
İnsanın hiç dinmeyen acısını, ezeli/ebedi yalnızlığını, henüz sözcüğe dökemediklerini ve belki de hiçbir zaman dökemeyeceklerini -en sevdiğim o sözcüklenmemişleri- sözcükten inşa dille nasıl anlatırsın, bunu bu kadar güzel nasıl yaparsın, bunu-bu-kadar-güzel-nasıl-yaparsın!
David Szalay roman zanaatında yeni bir kapı aralamış.
Çok özendim, öyle böyle değil.
Müzik: Akbank Caz Festivali kapsamında Eliane Elias konserine gittim. Bossa Nova ile tanıştım, Brezilya kökenli bir müzik ve dans türü imiş. Brezilyalı müzisyenler Antonio Carlos Jobim ve Joao Gilberto tarafından ilk kez 1958 yılında Chega de Saudade adlı parçada kullanılmış.
Ülkenin ağıtları yetmedi bir Fado gecesine gittim. Porto’dan Claudia Madeira ve iki gitarist İstanbul’a gelmiş. Atlas Sineması’ndaydı, hey gidi gençliğim.
Saudade sözcüğü Fado müziğinin ayrılmaz bir parçası. Sôdade olarak Cape Verde’li (Yeşil Burun Adaları) Cesária Évora şarkısından hatırlarsınız, dinlemek için: Sôdade.
Saudade Portekizce, Sôdade ise Kreol dilinde.
Kreol dili Cape Verde nüfusunun neredeyse tamamının ana dili olmasına rağmen, Portekizce hala resmi dil.
Portekizce hocama sizler için “en-en Portekiz” Saudade tanımlamasını istedim, şöyle dedi:
A felicidade é um sentimento que se vive no passado. / Mutluluk, geçmişte yaşanan bir histir.
Bunu daha düşünürüz beraber.
Poetika’da eylül ayındaki aidiyet sohbetini müteakip ekimde “Anne Yarası” konuşmaya başladık. Kaydın tamamı şurada Poetika, kısa bir kesit ise aşağıda:
“Anne Yarası” zor konu, ismindeki yarayı “hikâye” sözcüğüyle değiştirelim dedik, “Anne Hikâyesi” oldu ve burada biraz durmaya, oyalanmaya karar verdik. Eğer üzerine düşünmek, yazmak, üretmek isterseniz şuraya bakın lütfen: Poetika Journal
Poetika Journal Özel Sayısı’nda “Büyüklerimizin Sözcükleri Sözlüğü”nü derlemeye başladık. Eskilerin kullandığı, bizim dilimizde pek de yer almayan sözcüklerin arşivi. İlginizi çekerse ve katkıda bulunmak isterseniz şuraya bakın lütfen: Büyüklerimizin Sözcükleri Sözlüğü
Okumak isterseniz bu ayın yazısı -hani ders notlarına giren- şurada: Mise en Abyme
Kasım mektubunda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın, birbirimize lazımız.
Poetika hakkında
Poetika bir yetimler ittifakı. John Berger, Hoşbeş isimli kitabında yetimler ittifakını şöyle tarif ediyor:
Gizli bir yetimler ittifakı öneririm. Birbirimize göz kırparız. Hiyerarşiyi reddederiz. Her türlü hiyerarşiyi. Dünyanın pisliğini olduğu gibi kabullenir, buna rağmen nasıl hayatta kaldığımıza dair hikâyeleri paylaşırız. Münasebetsiziz biz, kopuğuz. Evrendeki yıldızların yarısından fazlası hiçbir takımyıldıza ait olmayan yetim yıldızlardır. Takımyıldızların hepsinden daha fazla ışık verirler.
Ne yapıyoruz?
Poetika’da kavramlar üzerinden insanı (kendimizi ve ötekini) deşifre etmeye çalışıyor, farklılıkların gözümüze sokulduğu bu düzende ortaklıklarımızı hatırlıyor, hayatta yol alırken düşeni kaldırmak üzere el ele tutuşuyoruz. Bunu kimi zaman birlikte dertlenerek, kimi zaman birlikte gülerek ama her zaman üreterek yapıyoruz.
Nasıl yapıyoruz?
Her ay iki kere Zoom’da buluşuyoruz. Ve sonra farklı mecralarda üretim yapıyoruz.
Şöyle:
Poetika Master: Her ayın ilk pazarı bir kavram üzerinden buluşma, şurada: Poetika Master
Poetika Forum: Her ayın üçüncü pazarı bir çerçeve olmadan buluşma - bir tür modern zaman mahalle kahvesi, şurada: Poetika Forum
Poetika Journal: Yazmak, çizmek, tasarlamak, elleriyle herhangi bir şey üretmek isteyen “Poetika”cılarla birlikte çıkardığımız dijital fanzin (belki de bir kitabın ayak sesleri), şurada: Poetika Journal
Poetika Mektep: Çalıştığımız, kafa yorduğumuz, üzerine yazdığımız çizdiğimiz kavramlar için 100+ saat video ve metinleri içeren müfredat: Yetişkin Eğitimi kayıtları/Münferit seminerlerimin kayıtları/Stephen Jenkinson, Paul Lynch vb röportajlar/Plymouth Üniversitesi Dartington College of Arts yüksek lisansımdan videolar, metinler/Ebeveynler, çocuk & ergenler için temrinler/Sepin Kafası Podcast kayıtları/Destekleyici farklı içerikler, yani başta Yetişkin Eğitimi olmak üzere bugüne kadar verdiğim bütün eğitim, atölye, seminer ve röportajlarım, hard disk’imdeki her şey, şurada: Poetika Mektep
Poetika Podcast: Poetika Mektep’teki bütün video ve ses kayıtların podcast formatı, şurada: Poetika Podcast
Poetika Denemeler: Poetika Journal’ın temeli denemelerim, şurada: Poetika Denemeler
Poetika Edebiyat: Kitaplar, edebiyat üzerine denemelerim, videolarım, şurada: Poetika Edebiyat
Poetika x Arkadaşlar: Poetika’ya yazılarıyla veya sohbetleriyle katkıda bulunan yazarlar, sanatçılar ve akademisyenler, şurada: Poetika x Arkadaşlar
Posta Poetika: Poetika aylık mektup/bülteni, o ayın bende bıraktıkları şurada: Posta Poetika
Üyelik
Poetika’ya ücretli ya da ücretsiz üye olabiliyorsunuz, şurada: Poetika Üyelik
Poetika Master ve Poetika Forum yani aylık buluşmalar, Poetika Journal yazarlığı, Poetika Mektep ve Poetika Podcast sadece ücretli üyelere açık.
Poetika Journal okurluğu, Poetika Denemeler, Poetika Edebiyat, Poetika x Friends ve Posta Poetika ücretli ve ücretsiz tüm üyelere açık.
Aylık üyelik ücreti 3,5 pound (güncel kurla 193 TL), yıllık 30 pound (güncel kurlaaylık 137 TL’ye denk). Ücretler yabancı para çünkü Substack’in ödeme platformu Stripe Türkiye’de çalış(a)mıyor.
Diğer
Sadece iletişim amaçlı kullandığımız bir whatsapp grubu var, katılmak isteyenler için buraya tıklayın: Poetika Whatsapp




Sadece bir mail okuyarak insan sakinleşir ve yumuşarmış. Teşekkürler Sepin! ♥️