Poetika Journal Yazarları Nasıl Yazıyor?
Poetika Forum'dan Derleyen: Serda Sez
Yazı Ritüelleri
Herkese merhaba,
Poetika Journal yazarlarından Serda Sez, Ebru Köken Ünlü, Berna Sagun ve İlknur Kır’ın yazı ritüellerini Serda Sez derledi. Aşağıda paylaşıyorum.
İlham olmasını dilerim.
Sevgiyle,
Sepin
Serda Sez
Sepin yönergeyi verdiğinde ilk önce konu üzerinde düşünüyorum. Aklıma bir şeyler gelmeye, yazı içeriği, cümleler gelmeye belirmeye başlayınca hemen onları unutmamak için telefonuma not alıyorum çünkü mutlaka iş yaparken geliyor onlar aklıma. Bir şekilde kabataslak birkaç tane not olduysa elimde artık bilgisayara geçiyorum. Deftere yazmıyorum dolayısıyla bilgisayarda yazıyorum. Mutlaka masamda yazmak istiyorum ve elbette odamda. Yanımda kahvem olacak ya da bitki çayı olacak. Bir bardak suyum mutlaka olacak. Masam ve odam beni yazma konusunda tetikleyen yegâne mekan. Çünkü ben kırtasiyeyi aşırı seviyorum. Şu an kaç yaşındayım ama masamı görseniz beş yaş masası gibi… Rengarenk kalemler, dört beş tane kalemlik. Onlara asılı minik oyuncaklar. Başka bir sürü aksesuar var masamda rengarenk. O da benzer şekilde kitaplar ve defterlerle dolu. Masamda sol tarafımda kırmızı ışık veren bir masa lambam var. Özellikle yağmurlu günlerde o loş ışıkta yazmayı çok seviyorum. Bir harici klavyem var. Daha çok oyun oynayanların kullandıkları tür bir klavyeymiş ama ben daktilo sesi çıkartıyor diye almıştım. Onda yazmak çok keyifli oluyor ve yazdıkça yazasım geliyor klavyenin başında. Yazdıktan sonra yazımı birkaç kere okuyup hemen arkasından da yayımlıyorum. Arka fonda çoğunlukla müzik oluyor. Radyo dinlemeyi tercih ediyorum. Ama sadece müzik olan bir kanal oluyor bu, sunucu vs olmuyor. Ama salonda, ben orada olmasam da, mutlaka televizyon da açık oluyor. Evin sessiz olmasını sevmiyorum. Poetika’da beni yazıya hazırlayan ve özendiren başka bir şey de toplantılarda aldığım notları yazdığım müsvedde defterim. Kâğıt alışveriş çantalarından yapmıştım. Toplantıda ona not almayı ve arkadaşlarımı dinlerken ona şekiller çizmeyi çok seviyorum. Poetika’ya eklenmiş diğer videoları, yazıları, bu süreçte önüme çıkan başka yazıları, şiirleri, filmleri, müzikleri, dizileri konularımızla bağlantılı olan birçok şeyi yazdığım bir de temiz bir ajandam daha var. Hatta kimi rüyalarımı da eklediğim oluyor o deftere. Bu iki defterin varlığı da beni yine yazı konusunda besleyen araçlar.
Ebru Köken Ünlü
Ben aslında hala çok severim kâğıt kalemi o yüzden bir defter vardır mutlaka yanımda bir küçük not defteri vs. Ama bu cep telefonlarının notlar kısmını keşfedip kullanmaya başladıktan sonra ben de onu tercih eder oldum. Konu başlığı belli olduktan sonra, o zaten böyle kafamda arka planda hep çalışmaya başlıyor ve bir metaforu, o konuyla ilgili ya da yazıda kullanmak istediğim bir cümleyi, ne zaman geleceği belli olmadığı için, geldiğinde hemen telefonumun yanı başında olması ve hemen not alabilmem çok iyi oluyor. Ben çoğunlukla balkonda yazmayı seviyorum. Gündüz ise Türk kahvemi alıyorum. Bir bardak su olması gerekiyor. Benim olmazsa olmazım müzik. O gün hiç böyle bir şey iyi gelmiyorsa ya da dikkatimi dağıtıyorsa bir uygulama indirdim. Özellikle dikkat dağınıklığı olan insanlar için çok işe yarıyor. Bu uygulamada arkada odaklanmayı sağlayan birtakım sesler ya da ritim oluyor ama illa benim bulunduğum ortamda arkada bir müzik olması gerekiyor. Akşam yemek sonrası yazacaksam vakit olarak rahatsam yine çayımı kahvemi alabiliyorum ya da bir kadeh şarabımı alabiliyorum yanıma. Bilgisayarın başına oturduğumda eğer elimde konuyla ilgili dört beşcümle ya da bir iki metafor varsa telefonun notlarında, nerde kullanacağımı biliyorum ve onlar serpilmeye başlıyor bu sefer yazının içine. O oluş aşamasını çok seviyorum. O çok keyifli. İşin en eğlenceli kısmı o bütün oluşma kısmı. Her cümle kendi yerini buluyor. Sonra genelde birkaç kez okuyorum yazdığımı. Bir iki kez yüksek sesle okuyorum. Yüksek sesle okumayı çok tavsiye ediyorum çünkü o zaman görmediğim hata ya da cümle düşüklüğünü görebiliyorsun. Ben çok faydasını görüyorum bunun. Sonra bir süre de bekliyor. Paylaş paylaşma oldu olmadı belki bir şeyler değiştiririm derken öyle de bir süreç geçiyor. Sonrasında da böyle bir cesaret geldiği anda da paylaşıyorum.
Berna Sagun
İki tane çok disiplinli yazan kişi konuştu ben hiç öyle şeyler yapmıyorum. Sepin paylaşıyor ve o yazı bende oluşmaya başlıyor. Düşünmeye başlıyorum. Birçok şey geliyor aklıma, bazen not alıyorum, “Şundan bahsederim bundan bahsederim” diye… Sonra o not aldığım şeylerin hiçbirinden yazıda bahsetmiyorum. Yazıyı kafamda taşıma kısmı çok önemli benim için. Tek disiplinli yaptığım şey o olabilir. Sürekli kafamda çeviriyorum hani neresinden alsam nasıl anlatsam vs. Oturduğum zaman bambaşka bir şey de çıkabiliyor, hiç düşünmediğim bir şey de çıkabiliyor. Yazma bence o anlamda da çok büyülü bir şey, farkında olmadığımız şeyleri açığa çıkarmak için çok güzel bir araç yazmak. Genelde telefonun notlarına ya da bilgisayarın notlarına yazıyorum. Bilgisayarın notlarına yazdığımda şöyle bir sıkıntı oluyor. Türkçe klavyem yok benim burada. Dolayısıyla sonrasında Türkçe karakterlerle ilgili çok büyük sıkıntı yaşadığım için telefonun notlarına yazıyı çıkarıp sonra bilgisayardan paylaşmayı tercih ediyorum. Çünkü bilgisayardan okumak daha rahat geliyor bana ya da eğer bilgisayardan yapacaksam Türkçe karakterleri yukarı koyup kopyala yapıştır şekilde yazmam gerekiyor ki o yazı sürecini bayağı baltalayan bir şey oluyor. O yüzden o şekilde yapmamaya çalışıyorum ama öyle yazdığım yazılar da oldu. Ben konfor arayan bir insan değilim. Telefonum ya da bilgisayarım neredeyse orada hani böyle etrafımda dünya yanıyor olsa da eğer o sırada yazmak istiyorsam yazıyorum. Hiçbir şey beni durdurmuyor o sırada. En son hatta bu annenin çocukluğu konusunda toplantıya girmeden yarım saat önce yazıya başladım. Ben bir aklımdakileri yazayım derken yazının tamamı çıktı. Ben yazı çıktıktan sonra asla beklemiyorum hemen paylaşıyorum. İçinde yazım hatası filan da varsa o öylelikle kabulüm deyip devam ediyorum. Bence burada belli bir kaygı gütmediğimiz için yazının bir editoryal süreci olması da bana doğru gelmiyor, o da yazıya dahildir deyip paylaşıyorum. Bence o hatalardan çok tatlı şeyler çıkıyor. Yazılarımda özellikle burada böyle yazdım kaldı diye söylediğim yerler de oluyor söylemediğim ama özellikle tuttuğum hatalar da oluyor. Ben böyle hiçbir şey içmeden, hiçbir ritüelim olmadan, bazen telefonda bazen bilgisayarda o sırada neresi iyi gelirse bana orada yazıyorum. Dediğim gibi önemli olan şey düşünmek. Benim için orada o konu üzerine istişareye yatmak dedikleri şey vardır ya o kısım benim için önemli. Eğer o kısım tamamlanmadıysa yazmaya asla geçemiyorum ama yazdıysam, bittiyse hemen paylaşıyorum.
İlknur Kır
Benim de benzer şekilde zihinsel bir sürecim oluyor ve genellikle gece uykuya dalmadan önce veya bu süreç biraz fazla uzun sürerse o geceyi uymadan geçirmeyi göze alıyorum. Çünkü o düşünceler birbiri ardına geliyor ve bazı şeyleri de belki kendimce biraz kendimi zorlayarak not alarak değil de zihnimde evirip çeviriyorum. Bende de benzer şekilde artık yazabilirim yazmak istiyorum dediğim zaman telefonumun not kısmına yazıyorum. Kâğıt kalem kullanmıyorum genellikle çünkü çok hızlı bir şekilde akıyor o düşünceler. Bir iki cümle yazayım biraz bekleyeyim, düşüneyim yazayım gibi olmuyor süreç. O akışa bırakıyorum biraz kendimi. Sonrasında da çok fazla revize etmek istemiyorum açıkçası. O bana biraz yük gibi de geliyor çünkü o anda böyle o akış nasılsa daha doğal ve olması gerektiği gibi çıkıyor diye düşünüyorum ben de. Ortamımın çok sessiz olması gerekiyor. Müzik, kahve, çay, su gibi şeyler benim çok dikkatimi dağıtıyor. Genellikle kendi odamı tercih ediyorum ama oğlumun odasını nedense belki daha orada duygu olarak güvende ve daha iyi mi hissediyorum bilemiyorum ama oğlunun odasını da tercih ediyorum yazı yazarken kendi odamla birlikte. Bazen o metaforlar üzerinde zihinsel olarak gece uykuyla uyanıklık arasında gidip geliyorum. Evet, burada güzel bir akış var işte onu kalksam not alsam diyorum ama o kadar üşeniyorum ki onu böyle aklımda, zihnimde tutmam gerekiyor. Bazen yaş gereği zaman zaman o beyin sisine de belki, ona da bir direnç göstererek ve ona da bir savaş açarak ben bunu hatırlayacağım sabah ya da yazacağım zaman bunu kullanacağım diye de kendi kendime telkinde bulunuyorum. Yazmak gerçekten benim için terapi gibi… Sepin diyor yani hani “yazmazsam ölecektim.” Gerçekten bana çok iyi geldiğini yıllar sonra fark ettiğim bir aktivite mi diyeyim artık nasıl isimlendirilir bilmiyorum. Burada evet bir edebi kaygı gütmeden yazılar yazılıyor ama şunu da söylemek istiyorum gerçekten o duygu aktarımı, yazan arkadaşlar için söylüyorum, o kadar insanın içine işleyen o kadar güzel ifadelerle geliyor ki ben çok feyz alıyorum çok da keyif alıyorum okurken. Hepsinin yüreğine sağlık.



